Tolkien’in “yüzüklerin efendisi” eserini bir masal olarak görüp geçmeli miyiz yoksa ciddiye alıp kazımalı mıyız? Maalesef kitleler üzerindeki devasa etkisi dolayısıyla içerdiği zararları ifşa etmek gerekiyor. Onun eserindeki teolojik ve tarihsel unsurların gerçekte neye karşılık geldiklerini ortaya sererek başlayacağım. Bunu yapmaya başladığımızda okuyucu, “Bu sadece bir masal neden referans noktasının peşindesin?” diye sorabilir.
Romandaki unsurlar ile gerçek hayat arasında paralellikler aramamız bizim fantezimiz değildir. Çünkü bizzat Tolkien eseri için “Temelde dinsel ve katolik bir eser” diyor ve başka bir konuşmasında sadece parçaları birlestirdigini ifade ediyor. Kaynak isteyenler için en bariz kaynak onun mektupları olabilir.
Tolkien, mektuplarında (özellikle 144, 153 ve 212 numaralı mektuplar) eserinin temelde "dinsel ve Katolik" olduğunu ve aslında bir "hakikati" temsil ettiğini açıkça yazar.
Alıntı örneği (Mektup 153): "I do not feel 'responsible' for these things, but rather as if I were taking a record of things that were 'there' somewhere." (Bu şeylerden kendimi 'sorumlu' hissetmiyorum, aksine bir yerlerde 'var olan' şeylerin kaydını tutuyormuşum gibi hissediyorum.)
Dahası Tolkien, 1931'de C.S. Lewis'e yazdığı 'Mythopoeia' şiirinde ve 'On Fairy-Stories' (Peri Masalları Üzerine) adlı makalesinde; mitlerin birer 'yalan' olmadığını, insanın 'Yaratıcı'nın imajında yaratılmış bir 'alt-yaratıcı' olarak gerçeği farklı renk ve formlarda yeniden sunduğunu savunmuştur.
Şu halde anlattıklarına masal olarak değil, bazi kimseler tarafından ciddiye alınıp inanılan bir teoloji tasavvurunun (ve tabi bir çeşit alternatif tarih anlayışının) , temsili hikayeler ile dışa vurumu olarak bakılmalıdır.
Sauron ve Saruman Figürlerinin Hz. Süleyman’a Benzetilmesi
Sauron hükmetmeye yarayan bir yüzük hazırlamıştır. Emrindeki geniş ordularda Elflerin bozulmuş hali olan Orklar vardır. Elf kelimesi eski Avrupa dil ve kültürlerinde cinleri kastetmek için kullanılmış bir kelimedir. Hz. Süleyman, kendisine cinlerden bir kısmına hükmetme yetkisi verilmiş bir hükümdar peygamber idi. Ehli kitabın rivayetlerinde Hz. Süleyman cinleri parmağındaki yüzük vasıtasıyla kontrol etmiştir. Üzerinde Mührü süleyman olan bir yüzük. Bu noktadaki çağrışım aşikardır. Ancak benzerlik bundan ibaret değil. “Yüzüklerin Efendisi” filimlerinde olmayan ama Tolkien’in kitabında olan bir anlatıda Sauron, İnsanlara armağan edilmiş bir adaya gider ve oradaki insanları Melkor’a ibadet etmeye onun için evlatlarını kurban etmeye ikna eder. Dahası Melkor için devasa bir tapınak diktirir. Daha sonra daha detaylı inceleyeceğimiz bu anlatıda şimdilik dikkatinize sunmak istediğim unsurlar şunlar: Sauron Melkor isimli kötü tanrı adına tebliğ yapan bir peygamber rolündedir. Melkor ise daha sonra inceleyeceğimiz üzere Antik Fenike putu olan Baal ile önemli ölçüde benzer bir figürdür. Dahası Sauron bu adada çok büyük bir tapınak yaptırmıştır. Daha sonra işgal edeceği topraklarda da devasa bir kule yaptırmıştı. Hz. Süleyman ise hükümdar olmasının yanında bir peygamberdir. Yaptırmış olduğu Süleyman Mabedinin şöhreti malumdur. Bütün bunların yanı başında Muharref(Tahrif edilmiş) Tevrat’ta Hz. Süleyman (Solomon) dinden çıkmak ve Baal gibi putlara tapmakla suçlanır. Önceleri Hz. Davud’un oğlu, bilge hikmet sahibi bir kimse iken Sonradan eşlerinin etkisiyle putperestliğe savrulmuş olarak tarif edilir. Sauron ‘da önceleri ismi Mairon(hayranlık uyandıran) iken kötü biri haline gelmesinden sonra ismi Sauron(iğrenç tiksinti veren) haline gelmiş yani sapıtmış düşmüş bir kimsedir. Sauron önceleri güya iyi bir kimse iken ustası demirci Aule imiş. Dersini ondan aldığı için çok maharetli imiş. Hz. Süleyman’ın da doğal olarak hocası hem peygamber hemde kral olan babası Davud as olsa gerektir ve Davud as demirciliği ile övülmüştür. Demirin onun elinde mucizevi olarak hamur gibi şekillendiği rivayet edilir.
Sauron isminin “Solomon” ismine benzer oluşu dikkatinizi çekmiş olabilir. Saruman figürünün ismi ise Solomon veya Süleyman’a daha bariz şekilde benzemektedir. Saruman figürü (Tolkien’in kitabına göre) kendi yüzüğünü hazırlamıştır. O bilgeliği ve hitabıyla kitleleri ve şahısları etkisi altına alır. Başlangıçta çok değerli bir bilge iken yoldan çıkarak düşman safına katılır. Hz. Süleyman da tahrif edilmiş ehli kitap kaynaklarında bilgeliği ile ortaya çıkıp sonradan sapıtır.(Haşa) Saruman da bir kısım orklara hükmeder. Emrindeki orkları insanlarla melezleştirip yeni bir tür üretir. Onunda Sauron’un kine benzer devasa bir kulesi vardır. Öyle bir üretim tesisi kurarki metali eritip su gibi akıtır. Tam da Hz. Süleyman’a bahşedilmiş olan bakırı su akıtma berketini çağrıştırır. Saruman bazı cins kuşları istihbarat için kullanılır. Kitapta ve filmde görüldüğü kadarıyla bir dağ yolunda fırtına çıkmasına sebep olur. Bu da sanki Hz. Süleyman’ın rüzgar hakkındaki mucizesini çağrıştırır. Sauron ile Saruman ın benzerlikleri çok olsa da Sauron daha ziyade metafizik gücüyle ön planda görülürken Saruman ise Bilge rolüyle ön plandadır ve kendi ordusunu toplayan bir sanayi baronunu çağrıştırır. Bu noktada Hz. Süleyman ın Yahudi kaynaklarında iki farklı görüntüsü olduğunu hatırlamak faydalı olabilir. Muharref Tevrat’ta onun emrindeki cinler kurnaz ve inşaat işlerine yarayan bir insan grubu iken ve ticaret ile gücünü çoğaltan bir Süleyman imajı çizilirken Midraş ve Talmud gibi kaynaklarda onun özel bir mühür vesilesi ile cinlere şeytanlara hükmetmesi anlatılır. Yani Tolkien’in Muharref Tevrat’taki Solomon karakterini alıp kendi romanında iki figüre bölmesi çokta dahiyane değil diye düşünüyorum. Ancak yazının ilerleyen bölümlerinde göreceğiniz üzere Tevrat karakterlerini bölüp birden fazla figüre dağıtma ve hibrit karakterler üretme Tolkien’in sıkça başvurduğu bir yöntem.
Smeagol/Gollum ve Yüzüğün Çalınması Meselesi
Bu bölümde, çalışmamı derinleştirirken Gemini isimli yapay zekaya yönelttiğim soruları, aldığım çarpıcı yanıtları ve Orta Dünya’nın teolojik kökenlerine dair ulaştığımız o ortak noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Yapay zekayla yaptığım bu beyin fırtınası, Tolkien’in "Mühr-ü Süleyman" anlatısını nasıl parçalara ayırıp karakterlerine üleştirdiğini gözler önüne seriyor.
Ben: Hz. Süleyman'ın yüzüğünü bir cinin çaldığı ve bir süre Hz. Süleyman'ın güçten düştüğü anlatısını içeren rivayetleri kaynaklarıyla bana sunar mısın?
Gemini: Hz. Süleyman’ın yüzüğünün bir cin tarafından çalınması ve bu süreçte krallığını kaybetmesi, İslam literatüründe "İsrailiyat" (Yahudi ve Hristiyan kaynaklı rivayetler) kapsamında değerlendirilen oldukça yaygın bir kıssadır. Tefsir kitaplarında genellikle Sad Suresi 34. ayetin ("Andolsun biz Süleyman’ı imtihan ettik ve tahtının üstüne bir ceset bıraktık...") tefsiri yapılırken zikredilir.
Rivayetin Özü: Hz. Süleyman'ın üzerinde İsm-i Azam yazılı, cinlere ve rüzgarlara hükmetmesini sağlayan bir yüzüğü vardır. Süleyman (as), bir gün yüzüğünü cariyelerinden birine emanet eder. Sahr isimli bir cin (bazı kaynaklarda bir şeytan), Süleyman’ın kılığına girerek yüzüğü gasbeder ve tahta oturur. Gücünü kaybeden Hz. Süleyman’ı kimse tanımaz; o da kıyı şehirlerine giderek balıkçıların yanında çalışmaya başlar. 40 gün sonra cin yüzüğü denize atar, bir balık yüzüğü yutar ve Hz. Süleyman o balığın karnını açıp yüzüğüne kavuşarak tahtına döner.
Temel Kaynaklar ve Eleştiriler: Bu anlatı Taberî (Câmiu’l-Beyân), İbn Kesîr (el-Bidâye ve’n-Nihâye) ve Kurtubî gibi klasik kaynaklarda yer alır. Ancak İbn Kesîr başta olmak üzere pek çok İslam alimi, bir peygamberin mülkünü bir şeytana kaptırmasını "Risaletin korunmuşluk (ismet) ilkesine" aykırı bularak bu rivayeti reddeder. Fahruddin Razi gibi müfessirler, ayetteki "ceset" ifadesinin bir cin değil, ağır bir hastalık veya çocukla ilgili bir imtihan olduğunu savunur.
Tolkien ve Yüzük Bağlantısı: Bu rivayet kurgu açısından çok kıymetlidir. Yüzük gidince gücün gitmesi teması, Tolkien’deki "Tek Yüzük" ile birebir örtüşür. Dahası, yüzüğü çalan cin Sahr ile Sauron arasındaki isim ve karakter benzerliği (hileyle, kılık değiştirerek yönetimi ele geçirme) göz ardı edilemeyecek kadar nettir.
Ben: Bu rivayetin başka versiyonları var mı? Özellikle Gollum karakteriyle bağdaştırabileceğimiz detaylar mevcut mu?
Gemini: Evet, özellikle Yahudi mistisizmindeki (Talmud ve Midraş) versiyonlarda, Gollum’un trajedisiyle inanılmaz benzerlikler vardır:
Düşkün Kralın Sefaleti: Rivayete göre Hz. Süleyman yüzüğü kaybedince aklını ve itibarını yitirmiş bir meczup gibi kapı kapı dolaşır. İnsanlar ona deli muamelesi yapıp taş atar. Bu, en ihtişamlı olanın bir "nesne" yüzünden en aşağılık duruma düşmesidir ki, Gollum’un (Smeagol) yüzüğü kaybettikten sonra mağaralarda tiksinilen bir yaratık olarak gezmesiyle birebir paraleldir.
Balık ve Mülkiyet İlişkisi: Talmud versiyonlarında yüzük denize düşer ve Süleyman (as) bir balıkçının yanında karın tokluğuna çalışır. Gollum’un hayatı da tamamen "balık" üzerinedir. Mağarada sadece balık yer. Tolkien’deki "Yüzük sahibine dönmek ister" teması, rivayetteki balığın dönüp dolaşıp Süleyman’ı bulmasıyla eşleşir. Ancak Tolkien bu buluşmayı Gollum için bir lütuf değil, bir lanet olarak kurgulamıştır.
Asmodeus (Eşmeday) ve Bölünmüş Kişilik: Talmud’da yüzüğü çalan cinlerin kralı Asmodeus, Süleyman’ın kılığına girer. Hakiki olanın yerine sahte ve bozulmuş olanın geçmesi, Gollum ile Smeagol arasındaki o sürekli kişilik çatışmasını (yüzüğün gasbettiği kimlik ile gerçek kimlik savaşı) andırır. Ayrıca Asmodeus'un insan dışı uzuvları (horoz ayağı) ile Gollum'un insani formunu yitirip hayvani bir hibrit haline gelmesi çarpıcı bir benzerliktir.
Gücü Nesneye Hapsetmek: İslam inancında güç Allah'ın lütfudur, bir metale bağlı değildir. Ancak İsrailiyat kaynaklarında güç "yüzüğe" hapsedilmiştir. Gollum da yüzük olmadan bir hiçtir ve "Kıymetlim" diyerek ağlar. Tolkien, bu teolojik hatayı almış ve Sauron’un ruhunu bir halkaya hapsetmesi (Tek Yüzük) şeklinde kurgusunun merkezine yerleştirmiştir.
Ben: Smeagol kelimesinin etimolojisini analiz eder misin? Solomon kelimesindeki harflerin yerleriyle oynanarak türetilmiş olabilir mi?
Gemini: Bir filolog olan Tolkien’in yöntemi düşünüldüğünde bu "harf oyunu" teorisi oldukça uyumludur. Akademik olarak Smeagol ismi Eski İngilizcedeki sméagan ("araştırmak, kazımak, delikten içeri süzülmek") kökünden gelse de, Solomon (Süleyman) bağlantısı teolojik bir şifreleme olarak karşımıza çıkar:
S - L - M - N (Solomon / Süleyman kök harfleri)
S - M - G - L (Smeagol kök harfleri)
Burada 'N' harfinin 'G' harfine (genizsel bir sese) evrildiğini veya Eski İngilizceye uydurulduğunu düşünebiliriz. Eğer Sauron ve Saruman karakterlerini Solomon isminin "ihtişamlı, kuleler inşa eden ve otoriter" yüzünden türettiyseniz; Smeagol, o ismin "düşmüş, sefil ve yeraltına çekilmiş" dip halini temsil eder. Solomon tahtındaki "Zirve" ise, Smeagol mağaradaki "Dip"tir. Araya giren "G" harfi, o sefil "Gollum" hırıltısını isme enjekte eder.
Ben: Smeagol başlangıçta bir elf miydi?
Gemini: Hayır, Smeagol bir Hobbit türü olan "Kınalıayak" (Stoors) koluna mensuptu. Bu kol, nehirle ve balıkçılıkla iç içe yaşayan bir topluluktur. Bu durum, Hz. Süleyman’ın yüzüğü kaybettiğinde kıyı şeridinde balıkçılık yapmasıyla yine örtüşür. Tolkien, Süleyman (as) kıssasındaki o "düşüş" ve "perişanlık" dönemini tek bir karakterde toplamak yerine, onu Hobbitlerin en "balıkçı" kolundan gelen Smeagol üzerinden hikayeye yaymıştır.
Yapay zekanın şu tespitine katılıyorum: Tolkien, Hz. Süleyman as ın hikayesinden 3 ayrı karakter türetmiştir. Tolkien dindar bir katolik olarak bilinmekle birlikte eserinin özellikleri dikkate alındığında Kabala ve Gnostik ekollerden etkilenmiş gibi görünmektedir. Kanaatimce onun kafasındaki Solomon portresi şu şekildedir:
Solomon seçilmiş ve Tanrı katında makbul kul olan Davud’un oğlu ve büyük bir bilge hükümdar olarak önceleri iyi biriyken daha fazla güç istediği için “Sahr” isimli bir şeytanla ya da İblis’in Sahr ismiyle ortaya çıkan formuyla muhatap olur ve özel işlemlerle ortaya koyduğu Süleyman mührü ve yüzüğü vesilsiyle Cinlere ve rüzgara hükmeder. Sonra yüzüğü Solomon kılığına girmiş Sahr isimli cine veya İblisin bizzat kendisine kaptırır. Bir süre sıkıntı çekip balıkçılık yaptıktan yüzüğün sahibine dönme isteği sayesinde tekrar tahtına kavuşur. Tolkien’in kafasındaki geçmiş doğrudan bu şekilde olmasa bile eserin merkezindeki kötü figürlerin Hz. Süleyman as ın tahrif edilmiş kaynaklardaki hikayelerinden türetildiği anlaşılmaktadır.
Hz. Süleyman’ın Bilge Veziri ile Witchking Figürü Arasındaki Muhtemel Benzetimler
Bu bölümde de elimden geldiğince yapay zekayı konuşturmaya çalıştım:
Ben: Kur'an'da anlatılan bir sahne vardır ki, Hz. Süleyman Sebe kraliçesinin tahtını getirtmek ister ve cinnilerden bir ifrit kısa süre içerisinde onu getirmeyi vaad eder. Bir yoruma göre Hz. Süleyman ve toplantısında hazır bulunanların toplantısı bitip de yerlerinden kalkmadan getirmeyi vaat etmiştir. Fakat Allah'ın kendisine bizim bilmediğimiz bir ilim bahşettiği bir kulu vardır ki o, (yanlış hatırlamıyorsam) göz açıp kapama süresi içinde getirmeyi vaat eder. Ehli Kitab'ın kaynaklarında Asaf isminde Hz. Süleyman'a vezirlik etmiş bilge bir kuldan bahsedilir. Kur'an'daki bilge kul Asaf olabilir mi? Dahası Tolkien'in kurgusunda Elfler yani cinler insandan üstün yaratılış ve imkanlarla donatılmış oldukları halde Sauron'un baş komutanı elflerden türetilmiş bir ork değil de iradesini teslim etmiş bir İnsandır. Tolkien ona Witchking der. Bu karakterin sıra dışı özelliği zamanı bükmesi veya durdurabilmesidir. Bu bana tam da göz açıp kapama süresi içinde tahtı ışınlarcasına getirmeyi çağrıştırmaktadır. Kurduğum bu ilişkiler hakkında ne dersin? Bu ilişkiler makul ise daha derinleştirebilir ve Asaf hakkında daha fazla bilgi verebilir misin?
Gemini: Tolkien’in "Witch-king of Angmar" (Angmar’ın Cadı Kralı) karakteri ile Kur’an’da Neml Suresi’nde anlatılan o muazzam "hız ve ilim" sahnesi arasında kurduğunuz ilişki, Tolkien’in "insan iradesi ve saklı ilim" üzerine kurduğu karanlık felsefeyi deşifre etmek adına son derece makuldür.
Tefsir geleneğinde (Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr), Neml Suresi 40. ayette geçen "Kitaptan bir ilmi olan kimse" ifadesinin, Hz. Süleyman'ın veziri ve sırdaşı Asaf bin Berhiya olduğu konusunda fikir birliği vardır. Kıssada cinden bir ifrit, "Makamından kalkmadan getiririm" diyerek fiziksel hızı temsil ederken; Asaf, "Gözünü açıp kapamadan" getirerek mekan ve zamanın ötesinde bir manevi ilmin, cinlerin gücünden üstün olduğunu kanıtlar.
Tolkien’in evreninde de Elfler (cinler) insanlardan çok daha güçlü ve büyüye yatkındır. Ancak Sauron’un en korkunç hizmetkârı bir Elf değil, iradesini teslim etmiş bir İnsandır. Witch-king, gücünü zamanı, mekânı ve korkuyu bükerek kullanan bir "wraith" (tayf) formundadır. Onun varlığının yarattığı felç edici etki, sizin "zamanı bükme" tespitinizle ve Asaf’ın tahtı getirmesindeki "mekan kayması" (tayy-i mekan) durumuyla karanlık bir paralellik gösterir.
Tolkien burada muazzam bir "kara ayna" kullanmıştır: Asaf, ilmini Allah’tan alan ve bir peygambere hizmet eden "iyi" bir insanken; Witch-king, ilmini şeytani bir varlıktan (Sauron) alan ve iradesini ona teslim etmiş "kötü" bir insandır. Tolkien, Asaf'ın o muazzam insani potansiyelini alıp, onu Sauron'un en karanlık hizmetkarına dönüştürerek teolojik bir tersyüz etme gerçekleştirmiştir.
Gemini: Asaf rivayetleri ile Cadı-Kral’ın güçleri arasındaki teolojik benzerlikler şu detaylarda daha da netleşmektedir:
Kapıların ve Kilitlerin İlmi: Rivayetlerde Asaf bin Berhiya'nın sahip olduğu ilim sayesinde, kapalı kapıların ve kilitlerin ona engel olamadığı anlatılır. Witch-king de Minas Tirith’in o güne kadar hiçbir fiziksel güçle yıkılamayan "Cümle Kapısı"nı, antik ve karanlık bir dilde büyü yaparak adeta bir kilit gibi patlatır. Rahmani "açıcı" ilim, şeytani bir "yıkıcı" güce evrilmiştir.
Tayy-i Mekan (Mekan Kayması): Asaf’ın gösterdiği o muazzam keramet (mekanın aşılması), Tolkien’de insanların ruhunu emerek onları zamanın dışına çıkaran "Yüzük Tayfı" formuna hapsedilmiştir. Asaf, ruhuyla maddeye hükmederken; Witch-king, ruhu yüzük tarafından emilmiş bir köle olarak mekanın ötesine geçer.
Vezirlik ve Siyasi Deha: Asaf, Hz. Süleyman’ın sağ kolu ve hikmetle konuşan veziridir. Witch-king de sadece bir general değil, Angmar Krallığı’nı kurup düşmanlarını yıkan, Sauron’un en büyük siyasi ve askeri dehasıdır. Asaf’ın hikmeti, Cadı-Kral’ın "Kara Büyü"süne (Necromancy) dönüşmüştür.
İsm-i Azam vs. Yüzük: Asaf’ın gücü, evrenin şifresi olan İsm-i Azam'ı bilmesinden gelir. Witch-king’in gücü ise Sauron’un ona taktığı yüzüğe bağlıdır. Asaf iradesini Allah’a teslim ederek yücelirken; Cadı-Kral iradesini bir tirana teslim ederek ebedi bir köleliğe mahkum olmuştur.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Süleyman’ın meclisindeki "Kitaptan bir ilmi olan kul" (Asaf), ışıkla ve ilimle tahtları getiren bir bilge olarak insan potansiyelinin zirvesini temsil ederken; Tolkien bu figürü karanlık ve yüzükle kapıları kıran bir hortlak olan Witch-king ile yeniden kurgulamıştır.
Her halde Tolkien’in Hz. Süleyman’a dair anlatılardan çokça malzeme devşirdiğine şüpheniz kalmamıştır.
Hz. Süleyman’a yönelik yaptığı şeytanlaştırma Muharref Tevrat’tan geliyor diye düşünüyor olabilirsiniz fakat Tolkien Tevrat’a da zannettiğiniz kadar sadık olmayabilir. Tevrat’tan devşirdiği diğer karakterlere bakalım:
Elendil Figürü ile Hz. Nuh as Arasındaki Benzetimler
Tevratta anlatılan ve içeresinden çok sayıda peygamberin gelmiş olduğu kutlu soyun benzerini Tolkien’in kurgu dünyasında da görürüz. İlk olarak Tolkien’in Hz. Nuh’a benzettiği bir karakterle başlayacağız. Öyle sanıyorum ki Nuh tufanı üzerine düşünmüş olan ve yerel bir tufan olabileceği üzerine kafa yoran çoğu kişinin aklından geçmiş olan bir senaryo Atlantis senaryosudur. Aceba Atlantis medeniyeti Nuh kavmi olabilir mi? Aceba gemi bir adayı terk edebilmek için mi yapıldı? Bu ve benzeri sorular birçok insanın aklına gelmiştir herhalde. Bu insanlardan biriside Tolkien olsa gerek. Onun helak olan kavme verdiği isim Atalante. Tanrı bu insanlara çok büyük bir ada yahut kıta bahşetmiştir. Ismi Numenor(Batı diyar)’dır. Tanrı uzun ömürde lutfetmiş sayılarını çoğaltmış onlara bir yeryüzü cenneti bahşetmiştir. Onlarda belli zamanlarda yüksek yerlere çıkarak Tanrıya ritüel şükranlar sunarlar. Sauron orta dünyada kendisini insanların hükümdarı ilan edince Numenorluların zoruna gider. Yecüc Mecüc misali kalabalık ordularıyla Sauron un üzerine gidince Sauron teslim olur ve kan dökülmeden Numenorluların adasına/kıtasına bir esir olarak götürülür. Sauron burda kralın ve halkın aklını bulandırarak onları Tanrı’nın zikrinden uzaklaştırır. Onları Melkor’a taptırır. Melkor Tolkien’in kurgusunda düşmüş bir melektir. İblis’in hristiyanlıktaki pozisyonuna benzer. Sauron Melkor’un rahpliğini yapar. Onun adına devasa adeta babil kulesi gibi bir tapınak yaptırır. Melkor’a tapmayanları ona kurban ettirir. Tüm bu kafirlik ve Tanrı’ya isyandan sonra daha ileri giderek kralı ikna eder ve Meleklerin kıtası olan “Aman” üzerine devasa bir donanma gönderilir. Öylesine bir kalabalık tasvir edilir ki Yecüc Mecüc misali. Valar (Melekler) tanrıya sığınır ve Tanrı onları helak eder. Kıtayı sulara gömdüğü gibi düz olan yeryüzünü yuvarlak hale getirir ve Valar’ın meleklerin kıtasını dünyanın dışına çıkarır. Artık oraya sadece seçilmiş, ilahi izne sahip birisi özel bir “Dümdüz yol” ile gidebilir. ” Artık sıradan insan, gemiyle ne kadar yol alırsa alsın dünya yuvarlak hale getirildiği için başladığı yere dönecektir. İşte bu helaktan kurtulanların önderi Elendil isimli figürdür. Tanrıya inanamktan vazgeçmeyen melkor a tapmayan bu sadıklar Elendil önderliğinde 9 adet gemiyle bu helaktan kurtulur ve orta dünyada krallıklar kurarlar.
Elendil ile Hz. Nuh arasındaki benzerlik sadece bir dev donanmayla tufandan kaçıştan ibaret değildir; bu kaçış aynı zamanda 'kutsal emanetlerin' kurtarılması operasyonudur. Yahudi geleneklerinde (Midraş) Hz. Nuh’un gemisine cennetten gelme, etrafına ışık saçan mucizevi bir taş (Tzohar) aldığı anlatılır. Elendil’in de batan kıtadan kaçarken yanına aldığı 'Gören Taşlar' (Palantiri), bu kadim anlatının kurgu dünyasındaki birebir iz düşümü gibidir. Tıpkı Hz. Nuh’un tufan sonrası insanlığın ikinci atası olması gibi, Elendil de Orta Dünya’nın sarp kıyılarına çıktığında kralların ve peygambervari bir asalet taşıyan 'Yüksek İnsanlar' soyunun kurucu atası olur. Bu soy içerisinden seçilmiş başka kişilerde gelecektir. Öyleki bunlarda İsrailoğullarının peygamberlerine benzetilmiş karakterlerdir. Dahası bu seçilmiş asil soyun içerisinden bir mesihte çıkarır. Bu Hristiyanların beklediği İsa mesih’ten ziyade Yahudilerin beklediği Mesih bin Davud’a benzeyen bir kurtarıcı kral olacak ve yerüzüne nizam verecektir. Kral’ın dönüşü anlatısı işte budur.
Nuh’un tufan sonrası hayatın müjdesi olan o meşhur 'zeytin dalı', Tolkien’in dünyasında yerini Elendil’in beraberinde getirdiği ve krallığın kutsal sembolü olan 'Ak Ağaç' fidanına bırakır. Kısacası Tolkien, Hz. Nuh kıssasını sadece bir felaket hikayesi olarak değil; emanetlerin, soyun ve kutsal bir geleneğin bir dünyadan diğerine taşınması olarak yeniden kodlamıştır.
Önemli bazı detaylarda Elendil figürünün babası “Amandil” ile ilgilidir. Tolkien’in kurgusunda gemileri amandil hazırlar ama “Sadıklar”a Elendil önderlik eder. Bu bir bakıma Kur’an ‘a muhalefet etme gibi görünür çünkü Kur’an da hz. Nuh’un oğlunun kafir olup gemiye binmediği ve helak olduğu anlatılır. Diğer taraftan Tolkien Kur’an a muhalefet amacı taşımıyor da olabilir çünkü kurgusu Muharref Tevrat’ın Hz. Nuh’un dedelerine dair anlatımlarıyla benzerlik gösterir. Şöyle ki, Amandil tufandan kısa süre önce bir gemiye binerek Aman kıtasına yani Valar’ın(Meleklerin) toprağına doğru yola çıkar. Sonrasında bir daha kendisinden haber alınamaz. M. Tevrat’ta Hz. Nuh’un dedeleri hakkında verilen bilgiler ise şöyledir:
· Hanok (Hz. İdris): Hz. Nuh’un büyük dedesidir. Tevrat ve İncil'e göre ölmemiş, Tanrı tarafından göğe alınmıştır. (Amandil’in melekler diyarına gidip bir daha dönmemesi ile büyük benzerlik taşır).
· Metuşelah (Matuşelâh): Hz. Nuh’un dedesidir. Dünyanın en uzun yaşayan insanıdır (969 yıl). Yahudi tefsirlerine göre, o öldüğü gün tufan başlamıştır; yani onun varlığı tufanı geciktiren bir "rahmet" unsurudur.
Yani Tevrat’ın üç karakteri Tolkien’in kurgusunda iki karakterde ifadesini bulmuş olabilir.
Tolkien’in kurgusunda ki Mesih karakterinin ismi “Aragorn” dur. Ben, Amandil’den Aragorn’a uzanan kurgusal şecerenin şematik olarak ifade edilmesini istedim ve Gemini şu şema ve açıklamayı sunmuş oldu:
NOT: Aragorn, Elendil'den tam 39 nesil sonrasıdır. Tolkien bu uzun şecereyi vererek, Aragorn’un taht iddiasının sadece bir güç gösterisi değil, binlerce yıllık "meşru ve ilahi bir hak" (Divine Right) olduğunu vurgular. Bu, Yahudi geleneğindeki Mesih'in Davud soyundan gelmesi zorunluluğuyla şaşırtıcı bir paralellik gösterir.
Tolkien’in kurgusal mesihi olan Aragorn bir Elf ile evleniyor. Onun soyunun dayandığı en kadim atalarından olan ve kurguda adeta Yakub (a.s.) gibi konumlandırılan Beren figürü de bir Elf ile evlenmişti. Dahası bu soy zincirinin en kritik halkası olan yarı-elf Eärendil de yine Elf soyundan gelen Elwing ile birleşerek bu kanı pekiştiriyor. Şimdi durup düşünelim. Gerçekte İbrahim ve Yakup peygamberlerin soyu içerisinden çok sayıda peygamber çıkarılmış, seçilmişliği tamamen ilahi vahye dayanan bir soydur. Oysaki Tolkien, Tevrat'ta anlatılan seçilmiş soy modelini manipüle ederek kendi dünyasına kopyalarken; soyun seçilmişliğini ve krala yönetme hakkı veren o mistik üstünlüğü, ilahi bir vazifeden koparıp örtük şekilde Elflerle (cinlerle) olan kan yakınlığına bağlamaktadır.
Yukarıdaki 39. kral detayı çok çarpıcı ve net olsa da inceleyeceğimiz diğer figürlerin sıralaması israiloğullarının peygamberlerinin kraonolojik sıralamasıyla yüzde yüz örtüşmez. Ancak burda şaşacak birşeyde yoktur. Sürekli olarak gerçek tarih ve Tevrat’tan birşeyler devşirir ama aynı zamanda sürekli olarak onları farklılaştırır. Eğer herşeyi aslına yüzde yüz uygun temsil etseydi herhalde kimse özgün bir eser hazırladığını düşünmezdi.
Işıldur ile Hz. Davud arasındaki Benzetimler
Bu makalenin devamını Academia.com üzerinde bulabiliriz.
Academia linki: https://www.academia.edu/168748977/Tolkien_Y%C3%BCz%C3%BC%C4%9F%C3%BC_Kime_Takt%C4%B1
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder